Mısralar boyu Sevda

Tökezler zincirlere vurulmuş bacaklarım
Yağmurlar ıslıklar toprağın kuruluğunu
Yabani çiçeklere bürünmüş masmavi ege
Uzak balkonlarda bir çivit yaralarım
Heceler bir çocuk rüzgarın uğultusunu
Seni özlemek iştihasına değinir bir roman
Sonu aynı karanlıktadır yollarımın
İşte öyle çok sevdim seni

Lodos görmeyen denizler karşılıyor bir şatı
Orada tütüyor kokun
Durmadan salınıyor taptaze, uç yelkenler
Böyle duyulmaz mı olacaktı tebessümler
Gülmüyorsun gördüğün halde güldüğümü
Yıllar boyu Çiziklerle dolmuş defterler
Geçmiş bir asır gidişinden öte, beklerim
İşte öyle çok sevdim seni

Ellerinin ellerime belirsiz bir garazı var
Kaç yıl oldu dokunmayalı kim bilir?
Tepeköy almıyor yolcularını istasyondan
Bende sana kaçmak gibi bir huy var
Yokluğunu tatmasam geceden korkardım
Oysa ertesinin aydınlığı var
Yüz kilometre uzaktan seyrettim maviliğini
İşte öyle çok sevdim seni

Ağaçların, ilkbaharı
Kaptanın, denizi
Tekliğin, çokluğu
Kedinin, çöplüğü
Ayrılığın, hüznü
Bıçağın, soğuk bir ciğeri
Hatta Nâzım’ın özgürlüğü sevdiği kadar
İşte öyle çok sevdim seni

Mehtabın, perdeleri sarartan ışığı yoksul
Gecenin bir nısfında
anlamsız, yorgun göç eden kuşları vurmak
Ve apayrı, uygunsuz kelimeler seçmek
Ayrılığa
Yürek Yangın yeri olmak üzere tüterken
Ruhta bir sarhoşluk
Dört köşe odamın lambasının altında
Sana kelimeler bulup iliştirmek
Saatlerce ağlamak uyuya kalasıya dek
Geziyor Bir gözyaşı aynamda
İşte öyle çok sevdim seni

Sobalar kül kusar aralığın ötesinde
O sefil sokak aydınlanmıyor eskisi gibi
Ve hüzün yolundan geçmiyorum ağır adımlarla gidişinden beri
Anladım ki yazılmamış sana alın yazım
Alsancak anımsamıyor artık güzelliğimizi
İçten içe parçalansam da sana ufalanırım
İşte öyle çok sevdim seni

Sevişmek yorgunluğu erken saatlerde
Ardından yakılan bir tütün bahtiyarlığı.
Ağız dolusu gülmelerle dolu
Odandaki komidinin üstünde
Eskimiş aile fotoğraflığı.
Hiç olmazsa sen kalsaydın şehrimde
Ezberlemiştim, sana giden kestirme yolu
İşte öyle çok sevdim seni.

Şarkılar, şaraplar, ter kokuları ve iki sigara
Yarısı içilip bırakılmış bir Olmeca
Ekimin sıcaklığında tütüyor dudaklarımda
Üstünde öten bir kuştur giydiğin alaca.
18’ine yeni girmişti hazan mevsimi
Koynunda titrerdi bir kaç yaprak
Yormazdı evindeki birkaç basamak
İşte öyle çok sevdim seni.

İki üç ömre alışırım yokluğuna
Söz etmem şiirlerimde adından
İki üç ömür sürer hasretin sancısı
Unutur seni eski ismiyle smyrna
Falanca kerelerle avutur kendini
Saatine bakar günaşırı geçmez vakit
Mintanını düzeltirken sen düşersin aklına
İşte öyle çok sevdim seni.

Perçinlenmiş sanki uzaklığımız
Gün ışığı altında hararetli katreler
Gördüm seni birkaç ay önce
Toz duman içindeydi sevdamız
Mısralar boyu sürer yeni bir çağdır şiir
Özgürlüğünle gördüm seni birkaç ay önce
Kaçtın bir şeylerden hızla ve biraz hayâsız
İşte öyle az gördüm seni..

ÇAĞRI KILDI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: