Kabuk Bağlayamamış Aralığın Ertesi

Ağaçların altındaki ezilmiş yapraklar,
Çetrefil yollarda süzer insanı
Şafak küser kan kokulu hummalı zaferlere
Yalnızlaşan karanlık, pinekleşen perdelerde uçuşur.
Bir masalda yaşanır aynalarda baktığım çehrenin yaşamı
Gökyüzü, nakış nakış sürer yağmurun ordusunu toprağa.
Çamurdan merhametler, asfaltsız arabaların içinde kaynar güneşten
Kaç gece oldu sensiz
Kaç gece doldu tütünsüz geçen
Şimdi bu diyar baştan başa ne diye gezer koynunda sinsice
Uğramaz mı öptüğüm göğsünün aydınlığına.
Sevişmelerimiz
Otostop çeken iki Hatıranın
Dağlarından, duyulur mu hâlâ.
Pazartesi ne diye salıyı bekler durmadan.
Parmaklarımın arasından çıkan bir şeytanı,
Puslu bir alacakaranlıkta mı ağlatır, zaman
Caddemin pas tutmaz kirişlerini hangi beşeriyet tutabilir?
Mazgallarda fokurdayan yağmur sularının
Sesini, otomobiller bastırır yetişme telaşıyla.
Bir tren daha çok huzur verir bana
Raylarına bakışım umarsız tavırlarla
Lakırdılar unutturur seni bana
Ben bir tek trene binmediğimde hatırlarım
Yalnızlığımı.
Gündüz, seyran değildir hiçbir zaman
Gecenin 12’sinde ölen ışıklar anlatır yazma eylemimi, Yaşayışımı.
Gözyaşlarım kurumuş mu diye bakarım
Güneş görmeyen döşeğime bilfiil.
Her sessizlikte bir çığlık olduğunu
Çapraz aynalarda hatırlarım

ÇAĞRI KILDI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: